Kategori arşivi Duyurular

Yeni Yıl Mesajı

Değerli Meslektaşlarım,
2014 yılına girerken eğitimde ve program geliştirme çalışmalarında her zamanki gibi öncülüğünüzü ve önceliğinizi çağdaşlaşmaya ve aydınlanmaya önem vererek sürdüreceğinize inanıyor; yeni yılda hepinize başarı, mutluluk ve esenlik dolu günler diliyorum.
Prof. Dr. Özcan DEMİREL
Eğitim Programları ve Öğretim Derneği
Yönetim Kurulu Başkanı

Başsağlığı

Dernek üyemiz ve Gazi Üniversitesi öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Eriman TOPBAŞ’ı elim bir trafik kazası kaybettik. Yakınlarına ve arkadaşlarına başsağlığı dileriz.

 

3. Ulusal Eğitim Programları ve Öğretim Kongresi

3. Ulusal Eğitim Programları ve Öğretim Kongresi Gaziantep             Üniversitesi Eğitim Fakültesi – EpoDer işbirliği ile 2014 yılında          yapılacaktır.

2. Olağan Genel Kurul toplantısı

2. Olağan Genel Kurul toplantısı tutanağı ektedir.

Toplantı Tutanağı

2. Ulusal Eğitim Programları ve Öğretim Kongresi

2. Ulusal Eğitim Programları ve Öğretim Kongresi“, EPODER – Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim Fakültesi işbirliği ile 27-29 Eylül 2012 tarihleri arasında Bolu’da yapılmıştır.

I. ULUSAL EĞİTİM PROGRAMLARI VE ÖĞRETİM KONGRESİ SONUÇ BİLDİRGESİ

I. ULUSAL EĞİTİM PROGRAMLARI VE ÖĞRETİM KONGRESİ SONUÇ BİLDİRGESİ

Balıkesir Üniversitesi Necatibey Eğitim Fakültesi’nin 100. yıl kutlamaları çerçevesinde, Balıkesir Üniversitesi ve Eğitim Programları ve Öğretim Derneği’nin işbirliği ile 13-15 Mayıs 2010 tarihlerinde Ayvalık’ta gerçekleştirilen I. Ulusal Eğitim Programları ve Öğretim Kongresi’nde bilimsel etik, eğitim programlarının akreditasyonu, alandaki araştırmaların daha nitelikli hale gelmesi ve öğretmen yetiştirme sistemimize ilişkin görüşler tartışılmış ve kongre sonucunda aşağıdaki hususların kamuouyu ile paylaşılmasına karar verilmiştir:

  1. Bilimsel Etik: Bilimsel ve mesleki etik, meslek içinde doğru davranış ve uygulamaları yanlışlardan ayıran ilke ve kurallar sistemi olarak tanımlanabilir. Bu kuralların evrensel bir çerçeve içinde ele alınması gerekmektedir. Bu evrensel çerçeve kapsamlı olmalı ve tüm davranışları değerlendirme gücü olan az sayıda ilke ile işlerlik kazanmalıdır. Meslek içinde etkinlik düzeyi ile ilgili olgular ve hizmet verilen kitle ve meslektaşlarla ilişkiler, belirlenen ilkeler çerçevesinde gerçekleşmelidir.
  2. Eğitim Programlarının Akreditasyonu: Akreditasyon önceden belirlenmiş kalite standartlarına göre bir kurumun eğitim programlarının tescil edilme sürecidir. Burada amaç, kalite temini yanında verilen diploma ve dereceleri şeffaflaştırmak, akredite edilmiş kurumlar arası öğrenci ve öğretim elemanı hareketliliğini sağlamak, belirli standartlara göre kurumun etkinlik düzeyini belirlemek, iş dünyasına ve aday öğrencilere kurumun eğitim kalitesi konusunda güvence vermektir. Akreditasyon sürecinin özü, eğitim programının etkin bir şekilde geliştirilip geliştirilmediğinin, uygulanıp uygulanmadığının tescil edilmesi temeline dayanır.
  3. Alandaki Araştırmalar: Bilim bilinenlerin genişletilmesi ile ilerler. İlintileri bir mantık sistemi içine sokmadan alanın çeşitli yerlerinden soru üretmek, derinliği azaltır ve merakın yapay bir düzeye inmesine neden olur. İnsan yaşamı çeşitli sorulara yüzeysel yanıtlar aramak yerine belirli bir sistem içinde olan soruların birbiri ardından gelerek alana açılım sağlaması ile daha büyük anlam kazanır. Alanı iyi bilmek emek ister. Daha önce alanda çalışmış olanların katkılarını bir çerçeve içine almayı gerektirir. Aradaki bilimsel boşluklar ancak böyle bir çerçeve içinde ortaya çıkar. Bu süreç içinde, bizden önce yapılan katkıları bilmek ve belirtmek önem kazanır. Kendi çalışmamıza kimlerin ne şekilde temel oluşturduğu dikkatle ele alınmalıdır.  Araştırmalarda bilimsel süreçlere özen gösterilmeli ve verilerin nesnel, güvenilir ve geçerli çözümlenmesine dayanmayan sonuç ve önerilere araştırmalarda yer verilmemelidir.  
  4. Öğretmen Eğitimi: Programların etkili bir şekilde uygulanabilmesi büyük oranda öğretmenlerin nitelikli yetiştirilmesine bağlıdır. Ancak ortaöğretime öğretmen yetiştirme konusunda son günlerde yaşanan ve eğitim fakültelerinin işlevlerine müdahale eden düzenlemeler, öğretmenlik mesleğinin geleceği açısından kaygı vericidir. Öğretmenlik bir uzmanlık alanı ve bir meslektir. Bu konunun 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu ile belirlenmesine karşın, ortaöğretime öğretmen yetiştirmenin lisansla birleştirilmiş tezsiz yüksek lisans düzeyinden “formasyon” düzeyine indirgenmesi, mesleğin niteliğini düşürücü bir yaklaşımdır.Türkiye’de eğitim fakülteleri çatısı altında öğretmen yetiştirme modelinin 28 yıllık bir geçmişi ve bu geçmişe dayalı bir birikimi vardır. Bu modelin altında yatan temel felsefe, eğitim fakültelerinin öğretmenlik mesleğinin temelini oluşturan değer, tutum ve davranışları bir çatı altında verebilmeleridir. Bu model içinde birçok genç akademisyen yurt dışına gönderilmiş ve devlet bu tür bilim insanlarının yetiştirilmesine büyük kaynaklar ayırmış ve harcamıştır. Hiçbir model bilimsel kanıtlara dayanmadan değiştirilmemelidir. Bilimsel kanıtlara dayanmayan değişiklikler, kaynak israfı ve zaman kaybına neden olacaktır.

Avrupa Birliği’nin bazı ülkelerinde, öğretmen eğitimi bizden çok sonra 5-5,5 yıllık tezsiz yüksek lisans modeline geçme sürecini yaşadığı halde, bizim bu modeli hiçbir kanıt olmadan terk etmemizin bilimsel dayanağı bulunmamaktadır. Ayrıca öğretmenlik, “hiçbir şey olamıyorsa bari bir öğretmenlik sertifikası bulunsun” şeklindeki bir yaklaşımla toplum içindeki işlevini yerine getiremez.

Ayrıca iki ayrı etkinlik düzeyi ve belge ile bir meslek icra edilemez. Bir taraftan, giderek yükselen giriş puanları ile öğretmenlik mesleğini seçmiş ve beş yıl süren bir eğitim sonucu lisansla birleştirilmiş tezsiz yüksek lisans diploması almış öğretmenler, diğer taraftan başka bir fakülteden gelerek sayılı ders ile dört yıl içinde iki belge (lisans ve öğretmenlik formasyon belgesi) alan kişiler, bu mesleği aynı düzeyde icra edemezler. Bu adaletsiz durum yasal ve bilimsel hiçbir temele dayanmamaktadır.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın atadığı öğretmenlerin ancak % 6’sının branş öğretmeni olduğu, eğitim fakültesi mezunlarının bu alanlardaki öğretmen ihtiyacını fazlasıyla karşıladığı ve hatta 325 binden fazla öğretmenin atama beklediği gerçeği ortada iken yüz binlerce fen-edebiyat fakültesi öğrencisine öğretmenlik olanak ve umudunun verilmesi gerçekçi bir gelecek öngörüsü değildir. Bu durum toplumda açmazlara ve huzursuzluklara neden olacaktır.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

I. Ulusal Eğitim Programları ve Öğretim Kongresi Sonuç Bildirgesi 15 Mayıs 2010 Ayvalık, BALIKESİR